VEREM SAVAŞINDA SORUNLAR VE GÖRÜŞLER

Verem savaşında son yıllarda sağlanan ivme sürdürülmeli ve eksiklikler giderilmelidir.
Son yıllarda Dünya Sağlık Örgütü ile birlikte ülkemizdeki verem savaşı değerlendirilmiştir. Ülke genelinde doğrudan gözetimli tedavi (DGT) uygulaması başlatılmıştır. Dispanser hekimlerinin, hemşirelerinin eğitimleri yapılmıştır. Hasta bilgilerinin bireysel olarak toplanması ve analizi ile birlikte kayıt ve raporlama sistemi yenilenmiştir. Yıllık verem savaşı raporları yayımlanmaya başlamıştır. Bu gelişmeler, ülkemizde arzu edilen verem savaşı açısından umut vericidir. Bu gelişmelerin yanında hala önemli sorunlarımız ve verem savaşı için ciddi tehditler vardır.

En önemli sorun, Aile Hekimliği sisteminin verem savaşına etkisidir:
Aile hekimliğine geçen personel için sağlanan maddi olanaklar nedeniyle, deneyimli dispanser hekimleri görevlerini bırakmaktadırlar. Çünkü 3-5 kat daha yüksek aylık gelir sözkonusudur. Türkiye, 1950-1970 arasında verem savaşında mucize yarattığı dönemde verem savaşı çalışanlarına ciddi destek vermekteydi. Bugünse verem savaşında çalışmak adeta ceza gibidir. Verem savaşında çalışmak demek, geçici görevler, ek görevlendirmeler, düşük maaş ve verem mikrobu riski demektir. Eğitim ve deneyim gereken bir konuda yetişmiş birikimli insanların başka alanlara geçmesi ülke için kayıptır.

Aile hekimliğine geçişin etkilerini ancak birkaç yıl içinde görebileceğiz. Hasta tanılarının azalması, tedavi takiplerinin olmayışı, temaslı muayenelerinin ihmal edilmesi, koruyucu tedavinin yapılmaması gibi durumlar beklenen sonuçlardır.

Verem Savaşında Merkezi Birim olarak Daire Başkanlığının güçlendirilmesi gereklidir.
Verem Savaşı Daire Başkanlığı hala ilaç eksikliklerinin olduğu, sahanın denetimini yapamayan, hizmet içi eğitimi düzenli bir şekilde sürdüremeyen bir yapıdadır. Verem savaşı faaliyetlerinin yetkin bir şekilde yürütülmesinde Daire Başkanlığının geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Laboratuvarların geliştirilmesi gereklidir:
Ülkemizde verem tanısında her ilde, kalite kontrolü yapılan en azından mikroskopik inceleme yapılan bir laboratuvar olmalıdır. Bu laboratuvara o ildeki her doktorun tetkik için örnek gönderebilmesi mümkün olmalıdır. Yüzyıldır yapılmakta olan kültür ve 50 yıldır yapılmakta olan ilaç duyarlılık testi hala birçok büyük ilimizde bile yoktur. Her köşe başında tomografilerin, MR'ların, hatta PET-BT'lerin olduğu günümüzde, İzmir, Gaziantep, Manisa, Balıkesir gibi milyon nüfuslu kentlerde bile bu temel verem testlerinin yapılmıyor oluşu acıdır.

Bildirim sisteminin geliştirilmesi gereklidir.
Hemen hemen bütün illerimizde tanı konulduğu halde verem savaşı dispanserlerinde kaydı olmayan hastalar vardır. Bu hastalar yetersiz tedavi edildiklerinden toplumda mikrop saçmayı sürdürmekte ve dirençli verem mikropları artmaktadır. Hastanelerden, sağlık kurumlarından ve eczanelerden bildirimlerin hastaya tanı konulduğunda yapılması gereklidir. Hastaneden taburcu olan hastanın da aynı gün sağlık müdürlüğü aracılığı ile ilgili dispansere bildirimi gereklidir.

Kayıtlı verem hastalarının 2005 yılında yaklaşık 1.400'ü tedaviyi terk etmiştir. Kayıtsız olan hastaların ise durumu hiç bilinmemektedir.

İstanbul'da hala yeterli dispanser yoktur.
Diğer illerimizde her 100 hastaya bir dispanser, en azından bir doktor ve 2 hemşire hizmet verirken, İstanbul'da bunun 3-4 katı hastaya aynı ekiple hizmet verilmeye çalışılmaktadır. 400 verem hastası olan bir dispanserde bir doktorun yeterli olması mümkün değildir. Bu işyükü nedeniyle, bakteriyolojik tanılar aksamakta, hasta takibi, temaslı muayeneleri ve koruyucu tedavilerde eksiklikler olmaktadır. İstanbul, Türkiye'nin nüfusuna oranla en yüksek hasta bulunan ilidir. Böyle bir ilde daha ciddi bir verem savaşı yaklaşımı gerekirken daha zayıf ve ihmal edilen bir yaklaşım görüyoruz. İstanbul'a mecburi hizmet konulması bile bu sorunu çözememiştir. Sorun önümüzde durmaktadır.

Tüberküloz riski yüksek gruplar konusunda özen gösterilmelidir.
Ülkemizde her geçen yıl artan sayıda mülteci/sığınmacıda tüberküloz tanısı konulmaktadır. Bu olguların tanısı, tedavisi, takibi, temaslılarına gerekenlerin yapılması konusunda mutlaka sürekli ve etkili bir çalışma başlatılmalıdır.

Cezaevlerinde düzenli taramaların yapılması konusunda hala eksiklikler vardır. Cezaevinde vereme yakalanan hasta, ilaçlarını alamadığı için hastalığı ilerlemekte ve mikrop bulaştırmaktadır. Böylece kendisine ikinci bir ceza daha verilmiş olmaktadır. Bu konudaki mevcut protokol işletilmelidir.

Dirençli tüberküloz hastalarının tedavisi programlı değildir.
İlaçlara dirençli tüberküloz, dünyanın büyük bir sorunudur. Bu hastaların ülkemizde tedavileri, eğitim tipi göğüs hastanelerinin özverili çabaları ile yürütülmektedir. Bir program yoktur. Kayıt sistemi yoktur. İlaç temininde zorluklar vardır. Çözümlenmesi mümkün bir sorundur.

Verem savaşı ihmal edilmemelidir.
Sağlık Bakanlığı 1970'li yıllarda verem hastalığının tamamen kontrol altına alındığını ilan edip, çalışmaları gevşetince birkaç yıl içinde tüberküloz insidansında ciddi artışlar oldu.

ABD'nin NewYork kentinde, veremin artık önemli olmadığı düşüncesiyle bütçesi kısılıp çalışmalar yavaşlayınca verem patladı. ABD Dünya Sağlık Örgütünden yardım istedi ve kıstığı bütçenin onlarca katını harcamak zorunda kaldı.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra sağlık sistemi bütünlüğününü kaybedince verem hastalığında korkunç artışlar meydana geldi. Eski Sovyet ülkelerinde şu anda en yaygın ve korkulan hastalıkların başında verem geliyor.

"Verem savaşındaki başarı, bir ülkenin gelişmişlik göstergesidir" denilir. Verem savaşında en önemli unsur deneyimli ve eğitimli insandır. Bu nedenle, verem savaşı dispanserlerinin korunması, eğitimli personelin bu çalışmada tutulması için gerekenler yapılmalıdır.


Bu site Doç. Dr. Şeref Özkara'nın katkılarıyla hazırlanmıştır.
sorularınız için: ozkaraseref@yahoo.com
Adres: Türkiye Ulusal Verem Savaş Dernekleri Federasyonu
Ziya Gökalp Cad. Sağlık 2. Sokak 63/10 Kolej/Ankara
Tel:0 312 4319335
Faks:0 312 4333214

tarafından geliştirilmiştir